
Onunla konuşmayı çok istiyordum, nedir ne değildir diye sormak, yasaklar üzerine kafa patlatmak… ‘Ölüm Pornosu’ndan girdik, ‘Tıkanma’dan çıktık…
Amerikalı yazar Chuck Palahniuk’un müstehcen bulunduğu için ‘davalık’ olan ‘Ölüm Pornosu’ndan kitabı okuyup okumayanın değil yalnızca, bu ülkede eline kitap almayanın bile haberi var. Bir porno kraliçesinin hikayesinin anlatıldığı roman, ‘sakıncalı’ bulunarak yasaklanmak istendi. Kitabın üzerinde herhangi bir yaş uyarısı yoktu. Buzdolabının üzerindeki şeker kavanozuna uzanabilen çocuklar, olur ya bu kitaba da ulaşabilirdi çünkü. Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu Başkanlığı, olaya el attı ve kitabı pek bir ‘muzır’ buldu. Kitabın çevirmeni Funda Uncu ve Ayrıntı Yayınevi sahibi Hasan Bahri Çıplak hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
Zaman geçti ancak askıda pek çok şey. Çevirmen Funda Uncu, Hippi Kız’a konuştu…
Zor günler yaşadınız. Ülkenin anlayışına ters düştüğü, ahlakı bozduğu, insanların en edepsiz duygularını ortaya koyduğu gerekçesiyle tukaka yapılan ‘Ölüm Pornosu’ kitabını çevirdiğiniz için yargılanacak duruma kadar geldiniz. Son durum nedir şimdi?
Henüz yargılanmadık. Bize dava tarihiyle iligili herhangi bir tebligat gönderilmedi. Dolayısıyla da henüz mahkemeye çıkmadık. Davanın yakınlarda olacağını tahmin ediyorum. Sonucu mahkemeden sonra göreceğiz.
Türkiye, daha önce de kitapların toplatıldığı, yasaklandığı dönemlerden geçti. 2000′lerde hala bunları yaşamak pek de ilerleyemediğimizi gösteriyor aslında. Son ‘suçlu’ da sizsiniz.
Türkiye’de müstehcen bulunarak dava açılmış ve toplatılmış pek çok kitap var. Pierre Louys’un ‘Afrodit’ isimli eseri 1940’da, Şeyh Muhammed El Nefzavi’nin ‘Itırlı Bahçe’ isimli eseri 1991’de, Hades Yayıncılık’ın bastığı Guillaume Apollinaire’in ‘On Bin Bir Kırbaç’ isimli eseri 1999’da toplatılmıştır. Can Yayınları’nın bastığı Henry Miller’in ‘Oğlak Dönencesi’ 1985 yılında toplatılmış, Can Yayınları müstehcen bulunan kısımları boş bırakarak kitabı tekrar basmıştır. Sel Yayıncılık’ın bastığı Jeanne Cordelier’in ‘Pamuk Prensesin Ölümü’ eserine 1994 yılında dava açılmış ve kitap ‘torbaya sokulmuştur’. Örnekler bu şekilde uzayıp gider. Bana gelecek olursak, Ölüm Pornosu’yla yaşadığım bu süreç benim için ilk değil. 2005 yılırda Chuck Palahniuk’un yazdığı, benim çevirdiğim ve Ayrıntı Yayınları’nın bastığı ‘Tıkanma’ isimli eser müstehcen bulunduğu için bize dava açılmıştı. Davayı kazandığımız için Tıkanma toplatılmaktan kurtulmuştu. Bütün bu örneklerdeki yayıncılara ve çevirmenlere aynı sebepten dava açılıyor. Yani ben Türkiye tarihinde bir ilk değilim. Ayrıca henüz dava görülmediğinden suçlu ilan edildiğimi de kabul etmiyorum. Şimdilik fikir suçundan şüpheliyim, suçlu değil.
Chuck Palahniuk’un burada yaşananlardan haberi var mı? Sonuçta tüm bunların sorumlusu aslında o!
Elbette haberi var. Tam olarak ne düşündüğünü bilmiyorum ama tahmin edebiliyorum. Geçen gün bu konuyla ilgili bir soruya “Türkiye’ye gitmek gibi bir planım yoktu. Bundan sonra da hiç gitmem” şeklinde cevap vermiş.
Yazarın daha önce de pek çok kitabını çevirmiştiniz. Palahniuk edebiyatının size en çekici gelen yanı ne? Saplantılı bir Palahniuk hayranı mısınız yoksa?
‘Tıkanma’ dışında yazarın ‘Gösteri Peygamberi’, ‘Görünmez Canavarlar’, ‘Ninni’, ‘Günce’, ‘Tekinsiz’, ‘Çarpışma Partisi’ romanlarını da çevirdim. Saplantılı bir Palahniuk hayranı değilim ama kendisini çok başarılı bir yazar olarak görüyorum. Yazdıklarını okumak bana çok zevk veriyor. Eğleniyorum. Çevirirken de eğleniyorum. Palahniuk, ‘Amerikan Rüyası’nın boş olduğunu gören, doğru olmadığını bildiği konuları sivri bir dille eleştiren, yeraltına ait ve sert bir yazar. Okuyucuyu şaşırtmayı seviyor. Bu sebeplerden Palahniuk’u çok seviyorum. Ayrıca aynı yazarın romanlarını aynı çevirmenin tercüme etmesinin olumlu tarafları var. Palahniuk’un neredeyse bütün romanlarını çevirdiğim için işim biraz olsun daha kolay oluyor. Leb demeden leblebiyi bilmek gibi bir durum.
Kuşkusuz bu yaşananlardan sonra siz Türkiye’nin en popüler, en ünlü çevirmeni oldunuz. Bunun size iş anlamında bir getirisi oldu mu? (İşleriniz açıldı mı?)
Ben Türkiye’nin en popüler ve en ünlü çevirmeni olmak yerine, Türkiye’nin en iyi çevirmenlerinden biri olmayı hayal ediyorum. Çevirmenlik işinde ünlü olmak bana bir şey katmaz. En iyi çevirmen olmak için de daha fazla çalışmak, daha fazla araştırmak, daha fazla roman çevirmek gerekiyor. İşlerimin açılmasını gerçekten çok istiyorum. Memleketin mali durumu ortada. Daha fazla roman çevirmek hem finansal açıdan beni mutlu eder, hem de bu konudaki tecrübem daha da artar. Bir kaç farklı yayınevinden teklif geldi ama henüz çalışmaya başlamadık. Başlarsak eminim haberiniz olur.
Altı saat emniyet tutulup “Sen manken misin? Böyle bir kitabı nasıl yazarsın?” sorularına verdiğiniz cevap (Ben kitabın yazarı değil, çevirmeniyim. Bu sorunu muhatabı ben değilim ki) epey eleştirildi. Ama en az yazar kadar çevirmen de sorumlu değil mi tüm bunlardan? O kitabı bileyerek ve isteyerek çevirdiniz.
O cümlemin eleştirildiğini bilmiyordum. Neresini eleştirmişler anlamadım. Ölüm Pornosu’nu yazmaya utanmıyor musun diyen birine tabii ki muhatap ben değilim derim. Ben yazmadım, sadece çevirdim. Yayıneviyle yaptığım sözleşme gereği eserleri İngilizce’den Türkçe’ye çeviririm. Tek bir kelime bile eklemem veya çıkarmam. Yorum yapmam. O eserlerde yazan fikirler benim fikirlerim değildir. Ben sadece çevirinin iyi ve doğru olmasından sorumluyum, kitabın verdiği mesajlardan değil. Bu yıl Dharma Yayınları’ndan çıkan Dharma Yolu kitabını da çevirdim. O kitap Buda’yı, Budizm’i anlatıyor. Bu durumda beni Budizm’den mi sorumlu tutacaksınız? Bu konuya binlerce örnek verebilirim. Örneğin bir doktor, hırsızı da dürüst bir vatandaşı da tedavi etmekle hükümlüdür. Ayırt etmez. Ben de ekmek paramı kazanmak için sözleşme imzalar, söylediğiniz gibi bilerek ve isteyerek bir eseri çeviririm. Ayırt etmem. Ama çevirdiğim eserlerin içeriğinden, verdiği mesajlardan, halkın edebini bozmasından sorumlu olmam. Kaldı ki bu tür eserlerin müstehcen olması veya halkın edebini bozması ise bambaşka bir tartışma konusudur.
Genel olarak insanların tepkisi nasıl oldu? Desteklerin yanında olumsuz tepkiler de aldınız mı?
‘Ölüm Pornosu’ davası pek çok gazetede yer aldığı için hemen herkesin bu durumdan haberder olduğunu düşünüyorum. Çevremdeki insanlar beni desteklediği gibi edebi eserlerin yasaklanmasını da protesto ediyorlar veya protesto etmek istiyorlar. Bu insanlar hikayeyi baştan sonuna kadar biliyor. Çoğu Chuck Palahniuk okuyor, seviyor. Veya yeraltı edebiyatını yakından tanıyor. Bu tür eserlerin nasıl, hangi dille yazıldığını biliyorlar. Ancak bir de madalyonun öbür yüzü var. Bu konulardan haberi olmayan, yeraltı edebiyatını okumayan veya bilmeyen, hatta kitap bile okumayan insanlar var. Bazı forumlarda ‘Ölüm Pornosu’na ve bana tepki mesajları okudum. Desteğin yanında tepkilerin olmasını anlayışla karşılıyorum ama bazı insanların benim reklam yaptığımı düşünmesi beni gerçekten üzdü. Keşke hiç dava açılmasaydı da bu türden olayları yaşamasaydık. Reklam yapmakla suçlanmak gerçekten çok üzücü.
Korktunuz mu hiç?
Doğruyu söylemek gerekirse korkmadım. Çünkü ben suç işlemedim. Bana yapılan haksızlığın da çözüleceğine inanıyorum. Ben sadece şikayet ettiğim polis memurunun davranışlarından, ses tonundan, bakışlarından ve fikirlerinden korktum. Neyse ki o korku da çok uzun sürmedi.
Kitap hala raflarda ve çok satanlar listesinde. ‘Yasak’ olan şeyler, insanların merakını kamçılıyor değil mi?
Evet, öyle. Bunu daha önce de yaşamıştık. ‘Tıkanma’ya dava açıldığında da medyada yer almıştı ve satışlar artmıştı. Zaten yasak olanın merakı kamçılaması durumunu pek çok gazete yazarı da belirtmişti. Sırf meraktan ‘Ölüm Pornosu’nu gidip alan pek çok insan var. Bu da kötü bir durum değil. Sonuçta insanlar meraktan da olsa oturup kitap okuyorlar.
Size göre ‘müstehcen’ olan nedir? Sınır var mıdır?
Müstehcen sözlüğe göre açık saçık, edebe aykırı, yakışıksızdır. Palahniuk, Ölüm Pornosu’nda kadın vücudunun metalaştırılmasını eleştirirken başkahraman olarak bir porno kraliçesini kullanıyor. Pornodan, porno kraliçesinin hayatından söz ederken elbette müstehcen kelimeler, terimler, cümleler kullanacak. Ama amacının müstehcen olmadığı kesin. Kitabı okuyanlar bunun farkında. Benim fikrimi soruyorsanız, edebi eserler müstehcen olabilir. Eserin amacı bir davayı ortaya çıkarmak, gerçekleri anlatmak ise müstehcen olmasında sakınca yoktur.
Bir erkeğin ağzından kadın olarak çeviri yapmak zor gelmiyor mu?
Çeviri yapmak başlı başına zor bir iş. Zor olan bir erkeğin veya kadının ağzından anlatılmış olması değil, eseri doğru ve aynı tadı verecek şekilde çevirmek. Mesela son dönemde izlediğimiz çoğu film veya dizilerdeki altyazı çevirilerine hepimiz gülüyoruz. Türkiye’de hiç kimse “Hey, lanet olsun dostum” demez. Çeviriniz hem doğru olmalı hem de Türkçe’ye uygun olmalı. Aynı zamanda da çeviri yaparken bol bol araştırmak gerekiyor. Erkek ağzından çıkmış olmasından ziyade kullanılan özel terimleri bulmak biraz uğraştırıyor ama benim için çeviri yapmanın en güzel tarafı da bu. Normalde öğrenmek için çaba göstermeyeceğiniz konularda bilgi sahibi oluyorsunuz.
Başka kitap projeleri var mı? Yeni ‘aykırı’ kitaplar mesela..?
Chuck Palahniuk yazmaya devam ettiği sürece ben de onun eserlerini çevirmeye devam etmek istiyorum. Açıkçası ona çok alıştım. Çevirmesi zor olmasına rağmen devam etmek istiyorum. Ama sadece ve sadece Palahniuk çeviririm şeklinde anlaşılmasın. Eserin ‘aykırı’ olması okuyucu olarak benim zevkime hitap eder ama çevirmen olarak ben farklı farklı konularda, uslüpta ve türdeki roman ve hikayeleri çevirmek isterim.
‘Çevirmen’ Funda Uncu’dan biraz sıyrılırsak kimdir Funda Uncu?
Dünyanın gidişatından sıkılmış, huzuru arayan, fazlasıyla iyimser biridir. Dürüst olmaya çalışır. Hayatın kısa olduğuna inanır. Sıradan biridir.
FUNDA UNCU’NUN ‘EN’LERİ:
En sevdiğiniz filmler?
Requiem For A Dream ve Darren Aranofsky’nin tüm filmleri, Piano, 12 Monkeys, Leon, La Cite des Enfants Perdus, David Fincher filmleri, David Lynch filmleri
En sevdiğiniz şarkılar, şarkıcılar?
Bütün Erykah Badu, Jamiroquai, Michael Jackson, Stevie Wonder, Sade, George Michael şarkıları, Matthew Herbert, Prince, Moloko, Birsen Tezer, Elif Çağlar, Bülert Ortaçgil. Bu liste bitmez.
En sevdiğiniz yazarlar / kitaplar?
The Sound and the Fury – William Faulkner, The Bluest Eye ve Love – Toni Morrison, Shibumi – Trevanian, Jitterbug Perfume – Tom Robbins, Mutant Message Down Under – M. Morgan, The New York Trilogy, Moon Palace, The Book of Illusions – Paul Auster, Lord of the Rings – JRR Tolkien, Boyalı Kuş ve Boşluk – Jerzy Kosinski, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Halikarnas Balıkçısı, Nazım Hikmet, Elif Şafak.
En sevdiğiniz kentler?
Bodrum, İzmir, deniz ve huzur olan her yer.









İşte ulkem denilecek bir durum daha….
Insanimiz okumaya oldukca uzak oyle ki okusunlar yeter ki denileneceğine…..